Venedik gezisi uzun zaman sonra planladığım ilk tek başıma gezi planımdı. Avrupa’da da ilk oldu.

Havalanında bulabileceğiniz tüm gün geçerli toplu taşıma bileti özellikle şehir içindeki botları kullanmanız için inanılmaz kolaylık sağlıyor. Bunu almışken müzeler için geçerli Venice City Pass bileti aldım fakat müze gezmek için çok da fazla vaktim olmadı maalesef.

Özellikle dil konusunda bu kadar sorun yaşayacağımı hiç tahmin etmemiştim. Sokakta ve restorantlarda ingilizce bilen kişi bulmak oldukça zor. Bir çevirici uygulama veya pratik cümleler şablonu kullanmakta fayda var.

Özellikle Nokia Here Maps’in hayatımı bu kadar kurtarıp zaman kazandıracağını hiç tahmin etmemiştim. Pek çok arkadaşım yollarda sürekli kaybolduklarından bahsetmişlerdi. O yüzden telefonum yol konusunda sürekli elimden düşürmeden gitmek istediğin yerlere tek tek gitmemi sağladı.

Şehre indiğimde beni şaşırtan en önemli olaysa, şehri suyun basmış olması ve herkesin balıkçı çizmeleriyle işe gittiğini görmek oldu. İnsanlar platformlar koyarak üzerinden ulaşmak istedikleri yerlere varıyorlar ama bazı noktalarda ya geri dönerek yolunuzu değiştirmeniz gerekiyor ya da balıkçı çizmenizle karşıya geçmeniz. Baştan sonra yürüdüğüm Venedik sokaklarında, suların yüksekliği yüzünden bir süre otelime bile geçemedim. Bir 15 dakikalık ters yoldan otelin girişine ulaşarak eşyalarımı bıraktıktan sonra fotoğraf turuna çıktım.

Şehrin içinden geçen onlarca kanal ve yüzlerce köprü, Venedik’in simgelerinden gondollar ve coffee shoplar…

Gittiğim Piazza S. Marco meydanında, Palazzo Ducate sular altında olduğunu görüp, çantasız da müzeye giremeyeceğimi öğrendikten sonra, çok kalabalık olan bu yerden, botla 3 durak ilerde daha sakin bir yere, Giardini’ye geçmeye karar verdim. Uzun zamandır bu kadar sakin ve dinlenmiş bir yerde olmamıştım. Bi kafede kahvaltı için kruvasan ve espresso aldım. Gerçekten de espressoyu İtalya’da içmelisiniz dedikleri kadar vardı, hayatında içtiğim en lezzetli espressoydu. Sonra deniz kenarında yürümeye devam ederek deniz kenarında sakin bir cafe buldum ve burada da bir şeyler atıştırdım, denemediğim kahve türü kalmadı.

Bu gittiğim duraktan Murano adasına gitmek için bot’a bindim. Murano özellikle cam işlemeciliği ile ünlenmiş küçük bir ada. Oldukça sakin ve sıcak kanlı insanları vardı. Cam ve renkler ile o kadar inanılmaz motifler ve şekiller yapıyorlar ki gördükten sonra hayran olmamak insanın elinde değil. Murano da yürüyerek bir ucundan diğer ucuna gidebileceğiniz büyüklükte, Buradan Burano adası vardı, oraya gitmeyi çok istemiştim fakat hava kararmadan Venedik’in diğer kalan kısmını görmek için tekrar botla geri dönüş yaptım.

Bu sefer Venedik merkezi geçerek Zarette’ye gitmeye karar verdim buradan da yine aynı şekilde yürüyerek, Salute ve Guggenheim müzesine uğrayarak yürüyerek Venedik merkezine geçtim. Sonra akşam yemeğini yedikten sonra da alışverişe çıktım.

Venedik maske karnavalı ile meşhur olduğu için şehre ilk girdiğinizde şehrin simgesinin birbirinden ilginç maskeler olduğunu göreceksiniz.

Venedik’ten de Roma’ya gitmek için hızlı treni kullandım.

Bu Gezide neler vardı:

- Palazzo Ducale

- Canal Grande

- Caffè Florian

- Palazzo Grassi

- Collezione Peggy Guggenheim

- Campanile Di San Marco

- Cà d’Oro

- Piazzale Roma

- Campo San Stefano

- Basilica di San Marco

- Ponte di Rialto

Daha önceden Almanya’ya Varşova uçağını kaçırdığımızdan dolayı zorunlu geçiş için gitmiştik. İlginç bir deneyimle Berlin’e giderek oradan araç kiralamış ardından da Frankfurt üzerinden Varşova’ya. Bu yüzden Münih iş gezisi ilk kez Almanya gidişimdi.

Almanya’daki 2 günlük eğitimin öncesinde haftasonunu Münihte geçirmek için önceden gittim. Aslında çok fazla beklentim yoktu sağolsun Sevinç ve Erman bütün Münih’i gezdirdi. Aslında mevsim olarak çok soğuk bir zamanında denk geldim Münih’e, ilk gün sanşlı bir şekilde gezebilirken, Pazar günü kar ve aşırı soğuklardan dolayı dışarı çıkmak istemedim, sakin bir Türk Restorantında “meşhur Alman kebabı”nı yiyerek güzel bir son bir şehir turu atmış olduk.

Şehir merkezinde gitmek istediğiniz herhangi bir yere tranvay ve metro ile gidebiliyorsunuz. Tüm gün geçerli biletler alarak istediğiniz kadar kullanabiliyorsunuz. Toplu taşıma araçlarına binerken, bilet kontrolü olmadan binilmesi de gerçekten düzenlerin ve kuralların ne kadar iyi oturduğunu gösteriyor. Ayrıca ayrılmış bisiklet yolları da kışın bile bisiklet kullanan kişileri görmenizi sağlıyor. Bu arada araçların ön camlarında 1den 4’e kadar numaralarla doğaya saldıkları zararlı gaz oranını belirtiyor, şehir merkezine araçla girmek de bu numaralara tabi tutuluyor.

Aslında Almanya’da beni en çok şaşırtan olay şehir’in merkezinden geçen akansular üzerinde sörf yapan insanlar. Hatta tüm Münih geneli topluluk halinde platform bile oluşturmuşlar. Kar soğukluğuna bile aldırmadan, zorlu akıntılara karşı mücadele ederek şehir merkezinde sörf eğlencesini yaşamak oldukça güzel olmalı.

Akşam yemeği ardında da bir Jazz Bar’da müzik dinlemeye gittik,  Jazz görünümlü latin müzikleri eşliğinde günü tamamladık.

Bu Gezide neler vardı:

- Ratskeller

- Marienplatz

- Residenz München

- Englischer Garten

- Sendlinger Tor

- Dom zu Unserer Lieben Frau | Frauenkirche

- Alter Peter (Katholische Stadtpfarrei St. Peter)

- Fünf Höfe

- Theatinerkirche (Stiftskirche St. Kajetan)

- Eisbachwelle

- Jazzbar Vogler

Küçük detayları ve ince ayrıntıları hep çok sevip, hayran olmuşumdur.

Gittiğim her müzede saatlerimi vererek, el işlerindeki, sanattaki o özeni, ihtişamı görmek, onu aramak en sevdiğim şeylerin başında.

Özel olarak görebileceğimiz en güzel müzelerden. Özellikle Dünya’nın 4 bir tarafından gelen bu eserlerin tek bir çatı altında bulunması gayet güzeldi.

Qatar - Doha / Museum of Islamic Art

Uzun zamandır fotoğraf çekemiyorum, belki de Katar-Doha iş gezisi benim için güzel bir kaçamak olacaktı, ama maalesef 1.5 gün kaldığım Doha’da toplantılardan hiç gezi için zaman kalmadı. Gece çok geç saatte olan uçağı fırsat bilerek gitmeden önce son akşam şehirde gezintiye çıkma imkanım oldu.

Petrol zengini bu ülkede, şehre ilk inerken dikkatimi çeken nokta kocaman bir çölün ortasında büyümeye çalışan bir çok küçük bir şehir oldu. Tıpkı, Dubai, Abu Dhabi gibi hızlı şehirleşen bir yapıya sahip; Yüksek gökdelenler, alışveriş merkezleri, lüks yerleşim yerleri ve hayat tarzını her yerde görmeniz mümkün. Ayrıca şehrin her yerinde Katar’da 2022’de yapılacak olan dünya kupasının tanıtımını ve heyecanını görebilirsiniz.

Beni en çok etkileyen noktalardan birisi de Katar’ın mimari ve kültürel olarak gerçekten çok ince bir zevke sahip olması oldu. Özellikle arabesk desenlerin, girih’lerin, pek çok yerde profesyonel olarak kullanılması beni gerçekten etkiledi.

Doha’da sadece 2 yer görme fırsatım oldu, downtown olarak bilinen turistik şehir merkezi Souq Waqif ve İslam Eserleri Müzesi.

Müzenin erken kapanmasından dolayı sadece 1 saat kadar kısa bir süre kalmama rağmen oldukça etkileyiciydi. Dünya’nın pek çok yerinden gelen tarihi İslam eserlerini tek bir çatı altında görebilirsiniz ve buradaki eşsiz eserleri de diğer blog yazımda paylaştım.

Bu Gezide neler vardı:
- Souq Waqif
- Museum of Islamic Art

Riyadh - Saudi Arabia

Lake Nakuru/Nairobi - Kenya - 2

http://ikivanc.tumblr.com/post/62536866681/is-gezisi-ve-tak-m-toplant-s-icin-yaln-z-kenyaya

İş gezisi ve takım toplantısı için yalnız Kenya’ya giderken ayaklarım geri geri gitmişti. Sanırım bunun en büyük sebebi de Sıtma, Sarı humma ve pek çok bulaşıcı hastalık yüzünden huzursuz olmamdı. 7 gün kaldığım bu şehirde sanırım gece takım olarak dışarı çıkmadığımız zamanlar sadece otelde ve odamda geçirdim. Kot pantalonun üzerinden bile sokabilen sivrisinekler ve envai böcekten sonra verilebilecek en doğru karar buydu sanırım. Pek çok tropikal hayvanı sokakta görebilmek, tropikal kuş sesleri ile uyanmak, yürürken önünden havalanmaları oldukça güzel deneyimlerdendi.

Bu geziye 1 günlük de safari ekleme fırsatımız oldu, Safari için Nairobi’den araçla 3 saat uzaklıkta bulunan Lake Nakuru bölgesine gittik. Burası inanılmaz büyüklükte bir milli parktı, ilginç olan nokta vahşi yaşamı çitlerle çevirerek bir alanda toplamışlar ki günlerce gezilse yine de bitmez büyüklüteydi. Benim en çok hoşuma giden detaylar, tüm hayvanların bir arada olduğu ve gerçekten doğal bir ekosistemi bir arada görebilmemizdi. Otobur hayvanların/ kuşların bir arada yaşarken, kartallar, aslanlar gibi yırtıcı hayvanları da yalnız başlarına doğal ortamlarında görmek inanılmaz güzeldi.

Sanırım bu gezi 10 fotoğrafa sığmayacak ve 2 parça halinde yayınlayacağım.

Üsküdar-Istanbul / Turkey

Bu sene TechReady için yine Microsoft’un başkenti Seattle’daydık. Teknik etkinlik + toplantılardan dolayı çok yoğun geçen 1 haftaya sadece akşamlara yeni yerler ve görülebilecek mekanlar ekleyebildim. Kuzey batıda yer alması, yüksek dağlar ve denizle çevrili olmasından dolayı yaz aylarında da serin ve soğuk bir yer.

Bu sene tekrardan ziyaret ettiğim Pike Pazarı, lokal bir alışveriş merkezi, özellikle de balık ürünlerinin okyanustan yakalanıp taze satıldığı; balıkçıların birbirlerine balıkları atıp havada çıplak elle yakaladığı turistik bir mekan. Bu pazarın hemen arkasındaki bir arka sokakta da Gum Wall adı verilen binlerce sakızın duvara yapıştırılarak bir sokağın tamamını sakızla kaplı olduğunu hayal edin ve her gelen yeni kişi de yeni bir sakız yapıştırıyor.

Daha sonra NHL Stadyumunda akşam düzenlenen konserlerde vardı, Rock, Jazz, Disco/Club müziklerinin bir arada olduğu küçük localar şeklinde tasarlanmış bir konseptteydi ve oldukça eğlenceliydi.

Son boş günümde de tekne turu ile Seattle civarında neler olduğunu tur eşliğinde gördük burada gökdelenlerin yapılışları ve şehrin liman şehri olmasının etkileri, ormanların ve dağlarla çevrili bir şehir olduğu konusunda bilgiler vardı. Space Needle ise şehrin dışından oldukça güzel görünüyordu.

Ayrıca şehir içinde de şehri tanıtan bir tur vardı ki bu da yine aynı şekilde gökdelenlerin ve Seattle’a yerleşmenin tarihini anlatıyordu. İlginç bir şekilde bu geziler sonunda bizde bulunan doğal güzelliklerin ve tarihi eserlerin hakkıyla tanıtılamadığı ve anlatılamadığı kanısına vardım. Umarım en kısa zamanda bizim pek çok ilimizde de ilgili bölgeyi tanıtan şehir turları ve tanıtım materyalleri hazırlanır.

Ayrıca uzun zamandır görmediğim arkadaşlarımı da burada ziyaret etmem de bu geziye daha çok keyif kattı.

Sonuç olarak Seattle inanılmaz bir doğanın, yeşil ormanlar, deniz , dağın inanılmaz karışımı ile modern binaların bir arada bulunduğu oldukça sakin ve güzel bir şehir, ikinci gelişim ve yine büyük bir keyifle buradan ayrılıyorum.

Bu Gezide neler vardı:

  • Space Needle
  • NHL Stadium
  • Seattle Boat Tour
  • Pike Market
  • Gum Wall

Bu sene İstanbul’dan Seattle’a gidebilmek için direk uçuş olmadığından New York aktarmalı uçuşu tercih ettim, aktarma yaparken de 2 gün durarak buranın tadını çıkarmaya çalıştım.

Aslında tarihi yapıları ve doğal güzellikleri olmayan yapay şehirleri pek fazla sevmiyorum, New York’a karşı da bu duygulara sahip olarak gittim. 2 gün New York’u gezmek için oldukça kısa bir süre, trafiği ve gittiğiniz yerlerdeki kalabalık bekleme sürelerini de göz ününe aldığınızda iki gün için gezi planının biraz daha sadeleşmesi gerekiyor, o yüzden plana eklediğim bütün müzeleri otomatik olarak iptal etmek durumunda kaldım. Yine buradaki önemli yerleri bulabilmek için TripAdvisor ve FourSquare ile hızlı bir gezi planı oluşturdum. Bu sefer farklı bir şey yaparak Nokia Maps üzerine bütün noktaları ekleyerek sırası ile yakın olan tüm noktaları ziyaret ettim. Sanırım son zamanlarda gezi anlamında edindiğim en pratik alışkanlık bu oldu.

Genellikle yurtdışına çıkarken herhangi bir aksilik olması ihtimaline karşı, 3 saat öncesinden havaalanında olmaya çalışırım. İyi ki de bu sefer yapmışım. Havaalanına gittiğimde United Airlines uçuşum iptal olmuş ve herkes çok rahat bi şekilde davranıyor, neyse ki Turk Hava Yollarına aktardılar ki, tartışmasız Türk Hava Yolları bdünyanın en iyi

JFK Havaalanına indikten sonra yabancı dil bilmedikleri için yardım isteyen Denizli’li bir aile tanıştık, pasaport kontrolden sonra onlara bu yardımından dolayı Amerika’da yaşayan kardeşlerinin evinde beni ağırlamak istediklerini söylediler ve kıramadım. Aslında akşama da otele yerleşmek ve küçük bir keşif turu dışında da bir planım yoktu. Buraları kardeşlerinin aracı ile gezerken sıcaklar NYC tarihinin en yüksek değerlerinden birini gösteriyordu. Akşamına doğru küçük bir NYC araç turu sonrasında beni kaldığım otele bıraktılar. Aslında Manhattan ve ada üzerinde gideceğiniz yerler eğer vaktiniz varsa yürüyerek de ulaşarak, Metropol şehir yaşamının arasında parklarla, yeşillikle süslenmiş caddelerde ilginç bir gezi deneyimi yaşayabiliyorsunuz.

Time Square’de vakit geçirdikten sonra, rockafella center ve empire state binalarından New York manzaları gerçekten inanılmazdı. Meşhur Central Park da büyüklüğü ve şehir hayatı içinde “dokunulmamış” olması da gerçekten güzeldi.

Sonrasına Özgürlük Anıtına gidebilmek için Battery Park’a geçerek buradan feribot alarak ile geçtim, sonrasında da  Brooklyn Bridge’i gezerek Little Italy ve ChinaTown’ı ziyaret ederek günü tamamladım.

Sonrasındaki akşamda da sight seing şehir otobüs turu alarak gitmediğim yerleri gezerek New York gezisini tamamladım. Tur boyunca tüm gökdelenleri kimler yaptı ve şu anki sahipleri ne durumdalar bunu anlattılar.

İlk defa tek başıma çıktığım bir gezide sıkıldım, ya da dediğim  gibi yapay ve gökdelenlerden başka tarihi olmadığı için maalesef sadece gitmiş olmak için gittim gibi hissediyorum.

Bu gezide nereler vardı:

- Central Park

- Empire State Building

- Times Square

- Rockefeller Center

- Brooklyn Bridge

- Trinity Church

- St. Patrick’s Cathedral

- Madison Square Garden

- Bryant Park

- Battery Park

- Statue of Liberty

- Statue of Liberty Ferry